Kadın Beyanı: Susma!

Ataerkil düzenin devam ettiği ve kadınlar adına hala erkeklerin konuştuğu, karar verdiği, yaptırımlar uyguladığı ülkemizde aklıma sadece şu soru geliyor: erkekler kim oluyor da bizim hâlihazırda var olan haklarımızı bize (geri) veriyor? Anlayamadığım husus ise bu konuda kadınların suskun kalması. Elbette ben hiçbir kadın adına konuşma hakkına sahip değilim. Çünkü her kadın kendi mücadelesini vermesini bilmeli ve karşılaştıkları şiddet, taciz, sömürü, istismar sarmalı içerisinde özgürleşmek adına haklarını aramalıdır. Mevzunun kendisi, sahibi, öznesi, temeli, mücadelene vereni kadın olduğuna göre, söyleyecek sözü sadece ve sadece kadınlar vermelidir. Söz onların, ses onların, hak onlarındır. Oturduğu yerden ahkâm kesen, kadın sorununu çözmesi için kadınlara bırakmayı reddeden, bunu teslimiyet olarak gören erkekler olduğu sürece kadın özgürlüğünden bahsetmek kendimizi kandırmadan öteye gidemez.

Burada altı çizilmesi gereken nokta taciz, şiddet, istismarı belirleyen unsurların aslında kişinin “niyeti” değil, bunu yaşayan kişi üzerinde bıraktığı “etki” olduğudur. İşlenen her “suç” bir diğer kişinin hakkını gasp eder ve o suçla bunu yaşayan ve çevresindeki birçok insan yaralanır, canı yanar, sarsıntı yaşar. Özellikle de cinsel dokunulmazlığa karşı yaşanan suçlarda kadınlar hep bu suçun mağdurudur ve hakları ihlal edilmektedir. Bu suça maruz kalan kadınlar yasal olarak haklarını arayabilecekleri gibi, bu suçlar ispatlanması zor olduğu için mağdurun üzerinde telafisi zor izler bırakabilir. Kadınların neredeyse birçoğunun cinsel tacize uğradığını düşünürsek, bu vakaların birçoğu toplumsal baskının da etkisiyle ya gündeme gelmez ya da yaşananlar ifade edilmez. Zaten cinsel tacizde bulunan kişilerde ya durumu inkâr eder ya da tacizi meşrulaştıran bahaneleri kullanır. Tacizin şiddetle şekillendiği erkek egemen toplumumuzda suçun faili her ne kadar erkek olsa da, toplum içerisinde rezil olmadıkları, ötekileştirilip yalnızlaştırılmadıkları hatta üstüne birde erkek dayanışması ile kollandıklarını görüyoruz. Kadına her türlü zulmü reva gören bu erkek egemen çark içerisinde kadınların en büyük destekçisi yine kadınlardır. Birbirlerine yardım etmedikleri, destek olmadıkları ve suçu örtbas ettikleri sürece bu yaşananlar bir kulaktan girip diğerinden çıkan ince bir vızıltıdan öteye gidemez.

Beyan ne zaman esas değildir?

Tecavüz, taciz ya da şiddetle karşı karşıya kalan kadının, erkek egemen yargılama sürecinde kendini koruması için geliştirilmiş bir ilkedir bu “kadın beyanı”. Evet, kadın beyanı esastır çünkü ülkemizde cinsel istismar genellikle tanıdık ve bilindik erkekler tarafından gerçekleştirilir. Hal böyle olunca kadının sadece bedensel değil toplumsal olarak yaşadığı bu travmayı anlatabilmesi “cesaret” işidir. Lakin taciz ve tecavüzde kadın beyanı esastır diyoruz ama bu esaslık ilkesi kadının her söylediğinin de doğru olduğu göstermiyor. Zira Kabataş İskelesi’nde 90-100 kişilik bir Gezi eylemci grubu tarafından ağır şekilde darp edilip, tacize uğradığını söyleyen kadının hatta daha da ileri gidip üzerime idrarlarını yaptılar beyanı bu durumda “esas mıdır” demeden geçemiyorum. Görüntülerin ortaya çıkması ile bunu dile getiren kalemlerin aslında hiçte umurlarında olmayan ama durumdan sıyrılmak adına “kadının beyanı esastır” ilkesine sığınmaları da ayrı bir manipülasyondur.

Artık yeter!

Kadının beyanı esaslık ilkesine göre kadın taciz ve tecavüze uğradığını belirttiğinde, delillerin sunulması, gerekli soruşturmanın yapılması ve bu soruşturmanın mağdura zarar vermeden devam ettirilmesi gerekir. Süreç bu şekilde ilerlemelidir. Baskının ve yalnızlaştırmanın hayli yüksek olduğu bizim gibi bir toplumda dahi taciz ve tecavüz gibi hassas bir meselede kadın susmayıp bunu dile getiriyorsa, dava açıyor ve hakkını savunuyorsa, kusura bakmayın ama kadının sözünden şüphe etmek işin üstünü örtmekten başka bir şey değildir. Hatırlıyor musunuz bilmem ama Gezi olaylarında elinde palaları ile sokağa fırlayan insanlar vardı. Hiç şüphesiz onların bir güvencesi vardı da sokağa çıkmışları. Ya cezalandırılmayacaklarını biliyorlardı ya da cezalandırılsalar dahi kendi çevrelerince övüleceklerdi. Aynı kadın cinayetleri, tecavüzleri ve tacizlerinde yaşanılanlar gibi. Tecavüz eden veya tacizde bulunan erkeklerinde arkasında da güvendikleri bir durum var aslında. Yasal boşluklar! Bu bakımdan kadınlara yönelik her türlü saldırıya, şiddete, tacize, tecavüze karşı suskun değil, daha öfkeli, mücadeleci ve ısrarlı olmalıyız. Ataerkil düşüncenin ve erkeğin egemen olduğu bu toplumda “bir olmaktan” başka çare yoktur.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR