Siyasal Alanda Bıyıklı Kadınlar!

Hiç düşündünüz mü kadın cinayetlerinin bu denli arttığı ve hatta muhafazakâr dilin bu denli yerleştiği bir ülkede vesikalı kadın sayısındaki devasa artışın nedenini? Hangi siyasal güç bu üç benzemesi bir araya getirmektedir? Asıl sorun ise bunlar neden kimsenin dikkatini çekmemektedir?

Elbette en önemli nedenlerden ilki erkek hegemonyası ile şekillenen bir dünyada kadınlara yer verilmemesi ve bir türlü sağlanamayan cinsiyet eşitliği. Yapılan reformların uygulanmaması, hükümetin izlediği yanlış politikalar ve bastırılan kadın cinsiyeti de buna çanak tutmakta. Bunun neticesidir ki kadınlar değil siyasal yaşamda iş hayatında dahi istenilen oranda kendini gösterememekte.

Gözden kaçırılmaması gereken husus ise kadınların siyasal yaşamda aktif rol aldığı sürece haklarını savunabilir, aile ve toplum içerisindeki yerlerini iyileştirmek adına yapılması gereken düzenlemelerde etkin olabilmesidir. Lakin kadınlarımızın aktif siyasetteki oranları oldukça düşük. Evet, Haziran 2011 seçimlerine bakıldığı zaman kabinede bulunan kadın milletvekili sayısı 79’a- %14’e- yükseldi Fakat bu oran tüm AB üyelerinden düşük olmakla birlikte, yüzde 20,6 ile Pakistan ve yüzde 14,5 ile Malezya’nın bile gerisinde. Hem iş piyasasında hem de siyasal arena da cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerektiği vurgulanırken kadın bakan sayısının 2’den 1’e düşmesi de ayrı bir tezatlık oluşturuyor. İl ve İlçe belediye başkanlıklarında hâlihazırda olan kadınların sayından bahsetmiyorum bile!

Türkiye oldukça geride

Toplumların gelişmişlik düzeyleri kadınların çalışma yaşamına katılımıyla doğrudan orantılı olduğu bir gerçek. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde hükümetlerin yarısını kadın milletvekilleri oluşturuyor. Örneğin İsveç’in sosyal demokrat ya da muhafazakâr hükümetlerinde bakanların yarısını kadınlar oluşturmakta. Belçika’da yerel ya da genel seçimlerde oluşturulan listelerde bir cinsin oranının en fazla 2/3 olması bir kuraldır. Fransa’da liste usulüne dayalı temsil yöntemi ile yapılan seçimlerde kadın-erkek sayısı arasındaki fark en fazla 1 olabilirken, eğer buna uymayan bir parti olursa para cezasına çarptırılmaktadır. Bırakın gelişmiş ülkeleri Uganda’da bile her seçim bölgesinin en az 1 kadın milletvekili seçilmesini düzenlemesi uygulanır. Hindistan’da ise yerel seçimlerde yüzde 33 kadın kotası bulunmaktadır. Yani bizim hiç erişemediğimiz bir rakam! KADER başkanı Hülya Gülbahar 2007 Meclis açılışında “kadınlara kota ve siyasette pozitif ayrımcılık uygulanmalı. Ruanda’da bile kota var” dediğinde kopan kıyameti bilmem kaçınız hatırlıyor? Yani kadın ve erkek eşitliği lafına bile katlanılamıyorken, birde bu sosyal ve toplumsal olarak uygulanacak öyle mi?

Problem nereden kaynaklanıyor?

Toplumsal cinsiyet rollerinin biçildiği toplumsal yapıdan bahsediyoruz ya hep, işte o yapıda bile kadını ayırıyoruz. Hatta aile içerisinde devam eden erkek egemenliğini daha da ileriye götürüyor siyasette devam ettiriyoruz. Cinsel rollerin geleneksel bölüşümünü yapıp kadınları eş, anne, sevgili olarak görmekten ileriye gidemiyoruz. Bu yüzden ülkemizde kadın sadece ezilmekle kalmıyor, kendisini ezen erkek hegemonyasının da zaman içerisinde bir parçası haline geliyor ve artık bu durumdan kurtulamıyor. Zayıf, korunmasız, edilgen, erkeğin sözünden çıkmayan, itaatkâr kadın profili çıkıyor karşımıza. Hatta daha da ileri boyuta taşıyıp resti çekiyoruz ve kadınları çalışma hayatında bile görmeyi tercih etmiyoruz! Hal böyle olunca, sosyal statüsü ve eğitim düzeyi yüksek olan, siyasete girmeye istekli olan kadınları bile bu alan dışında bırakmak konusunda oldukça başarılı olduğumuzu söylemeye gerek var mı?

Evet, bireysel olarak kurtuluş arayan bazı kadınlar 80’li yıllardan itibaren feminist hareketlerin yaygınlaşması ile toplum genelinde ciddi anlamda ilerleme kaydetti. Lakin bu feminizm hareketi ülkenin siyasal ve sosyal gündeminde istenilen yeri bulamadı. Kadınlar 90’lı yıllarda silkelendi ve baskıdan kurtulmak için “özgür kadın” imajını çizmeye başladı. Bu başkaldırı ile bazı kadınlarımız kendisine yakıştırılan toplumsal rolleri yıkarak ve o kimliği reddederek özgürlük savaşını kazandı. Fakat bu seferde kadın emeği ve kadının bedeni üzerinde, kadınlara sorulmaksızın dayatmacı politikalar ortaya çıktı. Bunlardan ilki kadınların daha fazla çocuk doğurması için yapılan teşvikler ile başladı. Kısaca kadına inceden “sana emek piyasasında değil evde ihtiyaç var” ayarı verildi. Bununla da kalmadı, çocuk doğur denildi ama hamile kadınların sokağa çıkmasının terbiyesizlik olduğuna kadar gitti durum. Akabinde kadınlara esnek çalışma imkânı sağlandı. Artıları olduğu kadar eksileri de olan bu çalışma şekli sayesinde zaten düşük ücretli, kariyeri boyunca ilerleme ya da terfi alamayan, sosyal güvencesiz, kötü çalışma koşullarında ve şartlarında çalışan kadınlar evden çalışmaya teşvik edilmiş oldu. Hatta yeni iş yasa taslağında yer alan “doğum yapan kadınlara ek haklar verilmesi” bunun en belirgin örneği değil mi? Bu sayede emek piyasasında zar zor yer bulan kadın iyice eve hapsedilmiş olmuyor mu? Sadece bu taslak bile birçok işverenin kadın çalışan almama düşüncesini tetikledi ve tasarının geri çekilmesine sebep oldu! Siyasette de kadınları koruyan kadın milletvekillerinin olmaması, erkeklerin kadınlar adına karar vermesi durumu daha da vahim hale getirmektedir. Kadınlar hem siyasal hem de toplumsal süreçte varoluş mücadelesini verirken yaşadığı bu yalnızlık beraberinde ekonomik ve sosyo-kültürel problemlerde getirecektir.

Peki, ne yapmalıyız?

Tarih boyunca ayrımcılığa uğramış ve önyargılara maruz kalmış kadınlarımızın sorunlarının çözümlenmesi için devletin "pozitif ayrımcılık" uygulaması şart. Birçok Avrupa ülkesinde uygulanan bu politika olumlu sonuç verdiği için kadınların siyasal ve iş yaşamlarında olumlu değişiklikler yarattığı ortada. Ülkemizde de kadınların siyasal alanda görev alabilmelerini sağlamak amacıyla bu “pozitif ayrımcılık politikalarını” uygulaması elbette olumlu sonuçlar verecektir. Bunun yanında kadınların aktif siyasette yer almaları için teşvik edilmesi ayrı bir önem teşkil etmekte. Mesela birçok Kıta Avrupa ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde de siyasal partilerin "kadın kotası" koymalarının zorunlu hale getirilmesi ile kadınların aktif siyasetteki sayılarını elbette artacaktır. Tabi bunları belirtirken, kadınların bedenlerine - doğum yapmalarına, kürtajlarına- evlenmelerine, eğitimlerine karışılmadığını varsayıyoruz, tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi. Aksi halde bu yaptırımlar asla “ağza bir parmak bal çalmak’tan” öte bir sonuç vermeyecektir!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR