Ne Mutlu “Danimarkalıyım” Diyene!

Kopenhag’ı hep soğuk, yağmurlu, nemli, sisli ve karanlık bir şehir olarak biliriz. Ülke olarak Danimarka ise kasvetli bir ülkedir bizim için. Lakin bu durum ülkede yaşayan insanların mutsuz olması için bir neden olmamış. Neden mi? ‘Dört mevsimin yaşandığı nadir ülkelerden biriyiz.” diye böbürlendiğimiz, sisli ve puslu havaları ile güneşe hasret kuzey ülkelerine acırken, Birleşmiş Milletler’in Gallup şirketine hazırlattığı “Dünya Mutluluk Raporu” sonuçları yüzümüze tokat gibi çarptı da ondan! 156 ülkeden 3 bin kişiye aile, eğitim, sağlık, yaşamdan beklenti, seçim ve kişisel özgürlük ile ekonomik durumla ilgili sorular yöneltildi. Sorulara 0 ila 10 arası puan veren bu kişilerin mutluluk tablosu oluşturuldu. Danimarka 2012’de olduğu gibi bu yıl da listenin ilk sırasında yerini aldı. Danimarka izleyen ve ilk beşe giren ülkeler Norveç, İsveç, Hollanda ve İsviçre bulunuyor. Türkiye ise liste de 77’nci sırada yer almakta. Listenin sonunda fakirliğin, savaşın ve karmaşanın hâkim olduğu ülkeler yer almakta. Danimarka’nın “mutlu insanlar ülkesi olması” bu ülke insanları için aslında hiçte beklenmeyen bir sonuç değil. Çünkü mutluluk Danimarka’da oldukça önem verilen bir konu. Hatta o kadar ki insanları mutlu yapan şeylerin ne olduğunu araştırmak için bir enstitü bile kurulmuş.

Bu araştırma yapılırken elbette bazı belirleyiciler dikkati çekmekte. Bunlar arasında mutluluğu en çok etkileyen belirleyiciler: demokrasi, özgürlük, güven duygusu, sosyal güvence, iş ortamı, sivil toplum ve yaşam kalitesi. İskandinav ülkelerinin ortak noktası her ne kadar en yüksek vergi ödeyen ülkeler olsa da, çalışma saatlerinin diğer ülkelere kıyasla oldukça düşük olması – 35 saat- ve gelir seviyesi ortalamasının yüksek olması da en büyük etkenlerden.

Son yıllarda mutluluk kavram olarak uluslararası arenada toplumların gündeminde oldukça sık yer almaya başladı. Birleşmiş Milletler 2011’de kabul ettiği tasarı ile üye ülkelerin mutluluğun vatandaşları arasında yayılmasını istedi ve 2012’de ilk kez Birleşmiş Milletler bir “mutluluk konferansı” düzenleyerek konunun toplumlar için ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Ülkelerin birçoğunda devlet başkanları ve başbakanlar, bazı toplumların diğerlerine göre neden ve nasıl daha mutlu olduğunu öğrenmek, kendi ülkelerini daha mutlu yapabilmek için nasıl bir yol izlenmesi ve neler yapılması gerektiği konusunda çeşitli toplantılar, düzenlemeler yapıyorlar. Mesela İngiltere Başbakanı David Cameron, İngilizlerin mutluluk seviyesinin ne olduğunu öğrenmek için ülke genelinde geniş çaplı araştırmalar yaptırırken, ABD’de Ulusal Bilim Akademisi mutluluk derecesinin daha yüksek oranlara çıkarılabilmesi için neler yapılması gerektiğini araştırıyor. Hollanda, Almanya, Fransa, Avusturya, İzlanda ve Japonya mutluluk raporunda çıkan sonuçları analiz ediyor ve gelecekte ülkelerindeki mutluluk seviyesini tahmin etmeye çalışıyor. Kısacası bu ülkeler insanlarının daha da mutlu olabilmesi için çalışıyor, uğraşıyor ve araştırıyor.

Peki, bu mutluluk derecesi nedir, neye göre ve nasıl ölçülür? Neden ülkelere göre farklılık bu derece yüksektir? Öncelikle bu araştırma yapılırken kısa vadeli mutluluklar değil uzun vadeli mutluluklar dikkate alınıyor. Örneğin üniversiteden mezun olmanız, bir terfi aldığınızda yaşadığınız sevinç, nikâh masasında ‘evet’ derken ki mutluluğunuz, doğum gününde aldığınız bir hediye. Bu kısa vadeli mutluluklar anlık sevinçlerden kaynaklanıyor ve raporlama sırasında dikkate alınmıyor. Çünkü yapılan araştırmaya göre kısa ve uzun süreli olan mutluluklar insanların beyninde iki farklı nokta da yer almakta. Bu bakımdan mutluluklarımız da farklılık gösteriyor.

Kural oldukça basit!

Danimarka’da nedir insanları bu kadar mutlu eden? En önemli faktör insanların mutluluğu ciddiye alması ve mutlu olmak için çaba harcaması. Bunun yanında güven ve özgürlük hâlihazırda etkili belirleyiciler. Kopenhag Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Prof. Gundelach’ın bu konuyla ilgili kitabı bile var. “Danimarka’da görev yapmış bir İngiliz Büyükelçi: Danimarka Kabilesi” adlı kitabında Profesör, ülke insanlarını kapalı ve herkesin birbirini tanıdığı, isimlerinin bile hemen hemen aynı olduğu bir kabileye benzetmektedir. Bu kabilenin içine girmenin hiçte kolay olmadığını ve göçmenlik konusunda da oldukça sert politikalar izlendiğinin de altını çiziyor. Bununla beraber, Danimarka en zengin ülke olmasa dahi insanların refah içerisinde yaşıyor olması mutluluk derecesini arttırmakta. Zengin ile yoksul arasındaki farkın en az olduğu ülke Danimarka. Yıllık bütçesinin neredeyse yarısını eşitsizlikleri azaltmak için kullanıyor ve maddi imkânsızlık olmadığı için insanlarda mutsuz olmuyor.

Peki, nedir bu belirleyiciler?

Raporu biraz yorumlarsak bu ülkelerin dereceleri hak ettiklerini görüyoruz. En fazla önem verilen belirleyicilere bir göz atarsak:

Demokrasi: Danimarka’da dürüst işleyen bir yapı ve devlet var. Bu bakımdan rüşvet ve yolsuzluk kesinlikle yok! Son genel seçimlere katılımın yüzde 88 olması da insanların politikacılara güven duyduğunu göstermekte. Belediyeler toplumu ilgilendiren bir kararı alırken mutlak olarak halkın görüşünü alıyor. Diyelim ki şehrin bir bölümünde imar düzeninde değişiklik yapılacak ya da köşe başındaki ağaçlık alan park’a dönüştürülecek değil mi? Hemen halkın onayına başvuruluyor. Halk hayır derse karar iptal ediliyor. Hayran kalmamak, özenmemek, imrenmemek elde değil!

Güven: Danimarka’da turistlerin en çok şaşkınlıkla izlediği bir görüntüdür sokakta bırakılan çocuk arabaları. Aileleri mağazalara bakarken, kıyafet denerken, restoranda yemek yerken yada bankaya işini halletmeye girdiğinde çocuğuma bir şey olur mu endişesi taşımadan sokakta bırakabiliyor. Ülke de yapılan bir ankette halkın sadece kendi insanlarına değil hiç tanımadığı insanlara da güvendiğinin kanıtıdır çıkan yüzde 75’lik oran. Dünya genelinde ise bu oran sadece yüzde 25! Birleşmiş Milletlerin ABD ve Avrupa ülkelerinde yaptığı güven testinde çıkan sonuçlarda oldukça ilginç. İçinde kimlik kartı ve bir miktar para olan bir cüzdan sokakta “bilerek” düşürülüyor. İnsanların güvenlerini test eden bu araştırmada, Danimarka ve Norveç’te insanlar paraya dokunmadan cüzdanı sahibine teslim ederken, diğer ülkelerde bu oran yüzde 50’ye kadar düşüyor. Çalışmanın yapıldığı ülkeler içerisinde en güven vermeyen ülke ise Bulgaristan.

Özgürlük: İnsanların kendi hayatları hakkında karar verebilmeleri mutlu olabilmenin en önemli etmeni. Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nden Prof. Veenhoven çalışmalarında devletin en önemli önceliğinin insanların mutlu olmasını sağlamak olduğunu vurguluyor. Prof. Veenhoven’a göre devlet veya kurumlar, kişinin özgürlük alanını belirlemeyecek aksine insanlar kendi özgürlüklerini kendileri belirleyecekler, istedikleri gibi. Tam da bu anlayıştan dolayı Danimarka vatandaşlarının kişisel özgürlükleri anayasa ile güvence altına alınmış bulunmakta. Hiçbir Danimarka vatandaşı politik görüşü, inancı, cinsel tercihi ve etnik kimliklerinden dolayı hapse atılmıyor, hakkında soruşturma açılmıyor ya da öldürülmüyor. Bunun yanında, özgürce istedikleri dernekleri kuruyor, toplantı yapıyor, protesto gösterileri düzenliyor ya da oturma eylemi yapıyorlar. Kısaca yaşamlarına ve hayatlarını nasıl yaşamak istediklerine kendileri karar veriyor.

Sosyal güvence: Danimarka sosyal güvence ve yaşlılar için en fazla harcama yapan ülkeler arasında. Doktor muayeneleri, röntgen, estetik hariç ameliyatların tümü devlet tarafından karşılanıyor. Bu yüzden insanlar sosyal güvence sayesinde hasta olduklarında tedavi, işsiz kaldıklarında ekonomik yardım, yaşlandıklarında bakım endişesi yaşamıyor. Doğum yapan bir kadın 14 hafta ödemeli olarak doğum iznine ayrılabiliyor. Hatta baba bile faydalanabiliyor. Eğitim ücretsiz ve üniversite öğrencilerine yardım kapsamında belirli bir ücret ödeniyor.

İş: İşsizliğin yol açtığı stres ve depresyon Danimarka’da neredeyse hiç yok. Avrupa Birliği 2013 yılı verilerine göre işsizlik oranı Danimarka’da yüzde 7 iken diğer üye ülkelerin ortalaması yaklaşık yüzde 12. Yunanistan ile İspanya’da işsizlik yüzde 25’lerin üstüne çıkmışken, genç işsizlerin oranı yüzde 60’lara ulaşmış durumda. Hal böyleyken Danimarkalıların mutluluk derecesinde ilk sırada yer alması şaşırtıcı olmasa gerek. Mesela Danimarkalılar sevmedikleri işte çalışmaya kendilerini mecbur hissetmiyorlar. Kendisi için uygun olmayan bir işi bırakıp daha rahat çalışabileceği başka bir iş imkânının olması da mutluluk derecesi üzerinde bir diğer etmen. Toplum içerisinde herhangi bir sınıf farkı olmadığı içinde çalışanlar işlerine ve mesleklerine göre ayrılmıyor. Bu durum sonucunda hem eşitlikte hem de iş bulma da ilk sırada yer alıyor.

Mutluyum, mutlusun, mutlu!

Dünyada 7 milyar insan yaşıyor. Bazı ülkelerde insanlar mutlu, huzurlu ve özgürce yaşarken, bazı ülkelerde insanlar baskı ve korku içerisinde yaşamakta. Mesele sadece paradan ibaret olsaydı emin olun ki petrol zengini Arap ülkeleri dünyanın en mutlu ülkeleri olmalıydı. Biz toplum olarak mutluluğu hep farklı yerlerde arıyoruz. Mutlu olamama nedenlerimizden birisi de bu aslında. Daha büyük bir evde oturmak, daha lüks arabaya binmek, daha çok para kazanmak, daha iyi maaş almak… Kısaca hep maddiyata bağlı mutluluğumuz. Yapamadığımızda mutsuz hissediyoruz kendimizi. Ama kaçırdığımız nokta manevi mutluluğu yakalayamamamız. İnsan olmakla başlayacağımız bu manevi zenginliğe, güvenmeyi, sağlığı, pozitif yaklaşımı, stressiz bir çalışma hayatını, insana ve hayvanlara sevgiyi, sosyal aktiviteleri, en önemlisi gülmeyi eklememiz gerekiyor. Şu anki konjonktürde bunlar birer ütopya gibi görünse de, mutluluğumuzu sağlamak biraz da bizim elimizde. Evet, belki stressiz bir çalışma hayatını, güveni ya da özgürlüğümüzü Danimarkalılar kadar sağlamakta şanslı olamayabiliriz ama en azından insanlarımızı cinsiyetleri, inançları, hayata bakış açıları ve/veya yaşam tarzlarını sorgulamadan başlayabiliriz bu yola. Özetlersek, ülkemizi tüm bu kirliliklerden kurtararak, mutlu olmaya ve yaşamaya değer bir ülke yapacak yine bizleriz.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR