Yaşadığımız Hayat Bize mi Ait?

Bir düşünün bilinçli ya da bilinçsiz, kendi hayatınız dışında kaç kişinin daha hayatını yaşıyorsunuz? Hayatınızı yaşarken yaptığınız bu tercihler, seçimler ve/veya zorunluluklar sizin yaşam kalitenizi ne kadar etkiliyor?

Kültürümüz ve ananevi geleneklerimiz gereği seçtiğimiz ya da yaşayacağımız hayatımız daha doğmadan başlıyor aslında. İsmimizin ne olacağı, pembe mi mavi mi giyeceğimiz, odamızın rengi, eğitimimizi nasıl alacağımız ya da hangi okullara gideceğimiz, hangi meslekte daha başarılı olabileceğimiz ve nerede çalışabileceğimize kadar özenle, istekle ve adım adım şekilleniyor geleceğimiz. Bizler çok marjinal ya da farklı düşüncelere sahip olmadığımız sürece bu senaryoda figüran olarak gayet başarılıyız. Bunun nedeni ise birçoğumuzun daha doğmadan yakın çevremizdeki insanların hayallerini gerçekleştirecek misyonu yüklenmiş olmamız. Mesela çalışmak zorunda olduğu için okuyamayan bir babanın çocuğunu okutma isteği, evde ezilen ve belki de çalışması yasaklanan bir annenin kızını güçlü ve özgür bir birey yapma hayali ya da maddi zorluklar ve/veya evde huzursuz bir çocukluk geçirmiş ebeveynlerin çocuklarına daha toleranslı ve imtiyazlı davranması üzerine kurulan yaşamlar. Kısaca ben yap(a)madım, sen yap!

Hayatlarımızı çok kolay harcıyoruz. Hayatımıza yön verir(lir)ken ise kategorize ediyoruz. Nasıl mı? Bana göre insanların yaşamlarını 4 kategoriye ayırmak mümkün. "Neredeydim, nereye ulaşmalıyım" diye hayatları boyunca kendilerini çalışmaya adamış ya da çalışmak zorunda olan kesim, "etliye sütlüye bulaşmayıp, her şeyi olduğu gibi kabullenen" ve ne öğretilir, gösterilir, istenirse yapmaya hazır olan, bir fikir ya da düşünce üretemeyen kesim, "her şeyin en iyisini ben bilir, ben yaparım" diye geçinen egosu tavan yapmış kesim ve son olarak da çoğu kişinin "marjinal" olarak tanımladığı ama aslında "bilinçli, okuyan, takipçi ve hayatın ne olduğunu bilen" kesimdir. Bu dört grup içerisinde hayatlarımızı bir yerlere sokmaya çalışıyoruz. Ama unuttuğumuz en önemli kavram ise "ben kimim?" sorusuna verilen cevap!

Şöyle bir düşünelim isterseniz şu ana kadar seçimlerimizi hep başkalarına göre yaptığımız için neler kaybetmiş olabiliriz:

Bugünkünden daha iyi bir geleceği?

Daha saygın/onurlu bir insan olabilmeyi?

Evet/hayır diyebilmeyi?

Cesareti ve/veya özgüveni?

Kendi hayallerinizi yaşamayı?

Yarınınızı yok ettiğiniz gerçeğini?

Ya da gerçekten olmak istediğin seni?

Bu liste uzar gider! Evet, birçoğumuz aslında hayatın karmaşası içinde sürüklenip duruyoruz. Kimimiz buna kader diyor kimimiz görev kimimiz ise bu hayatı bir figüran misali oynamayı kabul ediyor. Tamam da bu şekilde devam etmemesi sizin elinizde değil mi? Hayatınıza şekil vermek, yönlendirmek, karar vermek bu kadar zor mu? Yoksa siz hala Neruda’nın “Yaşadığımı itiraf ediyorum” adlı kitabında belirttiği gibi “kendi hayatınızı değil de başkalarının hayatını mı yaşıyorsunuz? Sizde kendi hayatınız yerine bütün hayatlardan oluşmuş bir hayatı mı?” yaşamayı arzu ediyorsunuz? Şayet cevabınız “evet” ise eyvallah. Ama fikir sahibi olmadan, düşünmeden, iradesiz, cesaretsiz, özgüvensiz ve en önemlisi korkarak yaşamak, ne yazık ki sizden başlayarak sizden sonrakilerin de üzerine düşüreceğiniz bir “domino taşından” fazla etkisi olmayacak!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR