Sağlık Sistemi Sağlıksız!

Hastaneleri bilirsiniz. Özellikle de devlet ve üniversite hastanelerini. Sabah güneş doğmadan sıraya girmeye başlar hastalar, hatta bazıları geceden gider ve isim listesi tutar. Her ne kadar hastanelerin internet sitelerinden randevu alınabilse de, görünmek için gittikleri doktorlardan tekrar numara almak zorunda kaldıkları içindir bu çile. Evet, bu hastanelerin kurumsal çalış(a)mamaları ve personel açığı bunun temel nedenlerinden bazıları. Ama benim değineceğim başka bir nokta var. Hastalar haklı da doktorlar haksız mı? Eline kıymık battığı için hastaneye koşan da, araba kazasında beyin travması geçirip hastaneye yetiştirilen de var. 2001 yılında doktora başvurma oranı ortalama 2 iken, 2012 yılında 9’a çıkması bunun en iyi göstergesi. Kısacası biz toplum olarak hasta olmayı da bilmiyoruz! Özellikle yapılan bu sağlık reformu ile birlikte hasta olmadığı halde, sırf çok cüzi bir miktar ödediği için devlet ve üniversite hastanelerine giden onlarca insan var. Hatta taşrada hastaneye gitmek bir sosyal aktivite olmuş durumda. 1 ay içinde 20 kez hastaneye gelen hastalar bile varmış. Hal böyleyken ülkemizde doktor olmak gerçekten zor.

Geçen ay Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü, AB ve AB’ye üye olmayan ülkelerde sağlık sektörünü incelediği “Health At a Glance Europe 2013” raporunu açıkladı. Araştırmaya göre Türkiye, sağlıkta son on yılda yapılan reformlara ve düzenlemelere rağmen verdiği hizmet ve altyapı açısından 36 Avrupa ülkesi arasında son sıralarda (sondan altıncı) yer almakta. Avrupa’da bin kişi başına en fazla doktorun düştüğü ülke Yunanistan, en az doktor ise Güney Afrika, Çin ve Hindistan’ı göz ardı edersek Türkiye’de. Yunanistan’da bin kişiye 6.1 doktor düşerken, Türkiye’de bu oran 1.7. Araştırmaya göre doktor sayısı en fazla yüzde 3.5 ile Yunanistan’da artmış. Doktor sayısını yüzde 3.3 artıran İngiltere’den sonra yüzde 3 artış ile ülkemiz, 2013 yılında Avrupa’nın doktor sayısını arttırma açısından başarılı üçüncü ülkesi olmuş. Ama sayıda artış olsa dahi her 1000 kişi başına düşen doktor sayısında 1.7 oranı ile Avrupa’nın en düşük seviyesinde yerimizi almışız.

Kişi başına düşen sağlık harcamaları dikkate alındığında ise tablo bizim için oldukça korkunç. Ülkemizde sağlık harcamalarında 2.5 kat artış yaşanmasına rağmen OECD ülkeleri ile aramızda ciddi uçurumlar bulunmakta.

Sıralamaya bakıldığında ABD kişi başına 8510 dolarla açık ara şampiyon. 5670 dolarla Norveç ikinci sırada yer alıyor. Sağlık harcamalarında OECD ortalaması ise yaklaşık 3340 dolar. Türkiye’de sağlıkla ilgili kamu harcamaları 3339 dolar ile OECD ortalamasının altında. Ama hemen üzülmeyelim, çünkü kişi başına sağlık harcaması olarak Meksika 977 dolar, Estonya 1303 dolar, komşumuz Yunanistan 2500 dolar, Myanmar 34 dolar ve Kongo 27 dolar yapmakta. Sevinelim, bu ülkelerden daha iyi durumdayız! Ama iyiyiz dediysek de, yapılan kamu harcamalarının biz hastalara olan geri dönüşü nasıl, asıl mesele bu. Kullanılan tıbbi malzeme ve ilaçların kalitesi(zliği)ni bir de sağlık personelinden dinlemek lazım. Unutmadan, derdimize derman olmasını beklediğimiz ilaçların, reform yapılmadan önceki etkinliği ile şimdikilerin etkinliğinin kıyaslamasını da size bırakıyorum!

Dünya Sağlık günü her yıl 7 Nisan'da kutlanıyor. Ama insanların en temel hakkı olan sağlık hizmeti mevzu bahis olduğunda dünyada herkes aynı imkânlara sahip değil. Doktor başına düşen hasta sayısı incelendiğinde; yaklaşık 460.000 doktoru olan Almanya'da doktor başına 278 hasta, 259.825 doktoru olan İngiltere’de doktor başına 280 hasta, 331.000 doktoru olan Danimarka'da doktor başına 292 hasta ve yaklaşık 118.000 doktoru olan Türkiye'de ise doktor başına 650 hasta düşmekte. Ülkemizde doktorlarımızın 70.000’e yakını Sağlık Bakanlığı’nda görev alırken, yaklaşık 26.000’i üniversite hastanelerinde ve 23.000’i ise özel hastanelerde çalışmakta. Doktor-hasta rakamlarını detaylı incelendiğinde ise Sağlık Bakanlığı'nda görevli olan bir doktora 1084 kişi düştüğü görülüyor. Bu kadar hastanın şikâyetini dinlemek ve detaylı muayene etmek ise mümkün değil. Hal böyleyken bu hastalar “muayene edilmiyor sadece bakılıyor.” Böyle bir sistemde de hastaların sunulan sağlık sisteminden memnun olmaları beklenemez.

O halde öncelikli olarak sağlık hizmetlerinin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılması için kişi başına düşen sağlık harcaması ve 1000 kişiye düşen doktor sayısının artırılması gerekmektedir. Uzman hekimden asistana, pratisyen hekimden hemşireye kadar personel açığı kapatılmalıdır. Hastanelerde yaşanan yoğunlukların, uzayan kuyrukların, aylar sonrasına verilen ameliyat ve fizik tedavilerin, karşılanamayan isteklerin nedenlerinden sadece birkaçıdır bunlar. Doktor başına düşen hatsa sayısı arttıkça performans iyileşmesi beklemek imkânsızdır. Hâlihazırda günde neredeyse gelen 150 ila 200 arası hastaya bakmak zorunda olan doktorlarımız olduğu sürece, doktor odasına kapıdan girdiğinizde muayene başlar. Sorular eşliğinde adım adım doktorun yanına varırsınız ve doktorun masasına vardığınızda hastalığınızın teşhisi konmuştur ve reçeteniz hazırdır. Soru bile sormaya fırsatınız kalmadan dışarı çıkarsınız. Zaten daha fazlasını bekleme şansınız yoktur. Tabi eğer gerçekten hasta iseniz! Ama gün geçirmek, evden, kaynananızdan, görümcenizden uzaklaşmak için hastaneye gidiyorsanız 5 TL katkı payı ile günü kurtardınız demektir. Çünkü siz sabahın en erken saatlerinde, bu 3-5 dakikalık muayene için saatlerce sıra beklemeyi göze alarak oradasınız. Bu bakımdan devletin sağlık hizmetini iyileştirmesi, daha güçlendirilmiş sağlık sistemi oluşturması ya da sağlık harcamalarını en etkin şekilde kullanması gerekir. Evet, bu düzen böyle gelmiş ama anlaşıldığı üzere artık böyle gitmiyor!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR