Homo Economicus

İnsanların iki tip kategoride olduğunu düşünün. İlki egoist, durum odaklı ve acımazsız, ikincisi de daha özverili, daha düşünceli ve herhangi bir çıkar amacı olmadan yardım etmeyi seven bir yapıda olsun. Kim daha başarılı olacaktır sizce? Çağımızın egemen olma düşüncesi içerisinde açık ara kazanan egoist olacaktır. Darwinci evrim ve modern kapitalizm bize sadece sert rakiplerin hayatta kalabileceğini anlatır. Bu insanlar arasındaki rekabet ultra-rasyonel ve açgözlü Homoeconomicus bireyleri oluşturarak, özellikle ekonomistlerin kullandığı modellerin ana merkezinde yer almaktadır. Aslında her birey kendi egosuyla doğar. Bu ego ile bireyler şartlar ya da olaylar karşısında kendi menfaatini düşünme içgüdüsü duyar. Farkındalığı yüksek bireylerde bu ego oldukça düşüktür ki zaten bu sebeple toplumun menfaatlerini, kendi menfaatlerinden üstün tutarlar. Çok basit bir örnekle açıklarsak yaşadıkları bölgeyi, mahalleyi ya da sokağı kirletmezler hatta temiz tutmak için çaba sarf ederler. Çünkü herkes etrafını kirletse dünyanın yaşanacak yer olmaktan çıkacağını bilirler. Bu insanlar trafik çok yoğun olsa dahi kurallara uyarlar ve emniyet şeridinden gitme yolunu seçmezler; çünkü bilirler ki gerçekten o yolu kullanma mecburiyetinde olan bir ambulansı ya da itfaiye arabasını engelleyeceklerdir. Aslında doğrusu da budur, bireyler sadece kendilerinden mesul olsalar dahi aslında toplum içinde yaşadıklarından yaptıkları doğrular ve yanlışlar, kendilerinin de dâhil olduğu toplumu tümden etkiler.

İnsanların Homoeconomicus birey olarak tanımlandığı modern dönemin en önemli özelliklerinden biri de, hayatımızın hemen hemen her alanını çevrelemiş olmasıdır. Homoeconomicus kısaca “sınırlı kaynaklar ile sınırsız ihtiyaçlar” yaklaşımına dayanarak, kendisine her koşulda maksimum fayda sağlayacak seçeneği tercih eden ve rasyonel davranıp kendi çıkarlarını ön planda tutan iktisadi birey modelidir. İlk olarak Adam Smith’in tanımladığı bu homoeconomicus bireyler, sadece kendi çıkarlarını gözeten, faydasını maksimize etmeye çalışan böylece toplum refahının da artacağına inanılan kişilerdir. Liberal ekonominin oluşma sürecinde de etkili olan homoeconomicus, özellikle 20. yüzyıl’dan başlayarak bireylerin tüketim davranışlarına ve faydalarına kendi çıkarları ile yön vermeye başlıyor. Kısaca yaşamak için tüketmek yerine tüketmek için yaşayan bireyler olarak hayatlarımızı yaşıyoruz. Enis Batur’un derlediği Kara Mizah Antolojisi adlı kitabında bahsettiği gibi “Homoeconomicus bireyi en iyi söyle tanımlayabiliriz: diş macunu satın almanın toplam maliyeti, dişlerini yaptırmanın toplam maliyetinden yüksek ise, birey dişlerini fırçalamaz.” Rasyonel kararlar verip, maliyetleri ön planda tutmak, tüm olay bu!

"Hiç kimse kendi başına bir ada değildir, her insan bir ana kıtanın parçasıdır " demiş bir şiirinde İngiliz şair John Donne. Peki, günümüzde rekabetçi ekonomiler ve toplumlar için bu ne anlama geliyor? Ülkelerin mutluluk derecelerinin yüksek olması için yüksek refah seviyesine ulaşmış olmanın ilk koşullarından olduğunu okuyoruz hep. Lakin birçok toplum 50 yıl öncesinden daha zengin olmalarına karşın mutlu değiller. 1974 yılında Richard Easterlin'in de belirttiği gibi, ülkelerin zengin olmaları onların daha mutlu oldukları anlamına gelmez. Peki, neden böyle bir paradoks ortaya çıkıyor? İlk olarak adaptasyon diyebiliriz. Mesela zenginliğe, konfora ya da yüksek refaha alıştığımız zaman fayda ve refahın pozitif etkileri hızla artamaya başlıyor. Başka bir şekilde ifade edersek refah duygumuzun mutlak olmaması. Marx'ın da belirttiği gibi "evler küçük ya da büyük olabilir, önemli olan sosyal gereksiniminizi karşılaması değil mi? Ama siz her fırsatta daha büyük evler ile kıyaslama yapıyorsanız, problem başlamış demektir." Gerçek hayatta yapılan da aynen böyledir, sürekli birileri ile mukayese yapmak!

Homoeconomicus bireyler, karar verirken her türlü maliyeti göz önünde tutuyor ve rasyonel kararlar veriyorsa ve bu kararlarında sadece kişisel çıkarlarını dikkate alıyorlarsa, oransal olarak daha fazla fayda sağlama güdüsüyle hareket ettiklerini varsayacağız. Birkaç örnek sıralayalım.

−Bir kere homoeconomicus birey daha çok mal, mülk, para, saygı ister. “Az olsun, öz olsun” atasözünü biliyor olsalar dahi yetinmezler.

−Homoeconomicus birey “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” misali geleceğe dair umut vaat etmeyen insanlarla beraber olur. Lakin paylaşımlar, dostluklar ve ilişkiler artıp derinleşmesine rağmen sınıfsal konumlar değiştiği takdirde azalan verimlere tabi olma durumu ortaya çıkar.

−Homoeconomicus birey, insanları sosyal statüsüne göre sınıflandırır. Daha da ilerisi başarılı, güçlü ve statü sahibi insanlar öncelikli tercih olmaya başlıyor. Kısaca "rasyonel" düşünerek karşısına çıkan insanlar arasında kendisine en fazla fayda sağlayan seçeneği tercih etme eğilimine giriyor.

Bir diğer bakış açısı olan Homosapiens ise insanların biyolojideki adı. Bu bakış açısı ise olaylara ve durumlara insani yönüyle baktığınızda, aslında ekonomik olarak düşündüğünüz bu faydaların ve kazançların çok da önemli olmadığı, en ufak bir riskin bile buna değmeyeceği yönünde olması durumunu kapsıyor. Bu bakımdan ekonomik insan olup, homoeconomicus birey gibi düşünüp ve davranıp artan egonuzla faydanızı maksimize etmeye evet mi, yoksa homosapiens olarak insani boyutuyla düşünüp, daha özverili bir yaşam mı? Kısaca bu noktada top sizde!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR