Kapitalizm ile Sömürülen Kadınlar!

Tarih boyunca her dönemde ve toplumda kadınlar felsefeden sanata, siyasetten çalışma hayatına kadar tartışma konusu olmuş, ötekileştirilmiş, ikinci sınıf muameleye maruz kalmış, yeri geldiğinde köle muamelesi görmüştür.

Machiavelli’nin de dediği gibi “amaçlar, araçları meşru kılmış” ekonomik, siyasi ya da toplumsal eşitlik bir türlü sağlanamamıştır. Her ne kadar August Comte gibi kadınları tapılacak varlık olarak durumu en ütopik noktaya çeken sosyolog ve filozoflar olsa da her ideoloji kadınlara kendilerine göre bir kalıp belirlemiştir.

17.yüzyılda yaşanan Fransız İhtilali ve akabinde Sanayi Devrimi ile egemenliğin bir nebze de olsa halka geçmesiyle kadınlar en fazla etkilenen taraf olmuştur. Sanayinin gelişmesi, insan ve hayvan gücünü yerini makineleşmeye bırakması, ucuz iş gücüne olan talebin artması ve akabinde köylerden kentsel alanlara göçün artması. Kadınların bu noktadaki rolü ise erkeklerin aldıkları ücretlerin hemen hemen yarısına çalışıyor olmasıdır. Yıllar boyunca evde oturan ve aile bireylerinin ya da kocasının verdikleriyle yetinmeye mecbur bırakılan kadınlar için bir fırsat doğmuştu.

Çalışacak ve ekonomik özgürlüklerini kazanacaklardı. Dünya da o zamanki koşullarda radikal sayılabilecek feminist eylemler 19. yüzyılda başlasa dahi düşünce olarak 17. yüzyıl sonlarında kadın-erkek eşitliği ortaya çıktığı bilinmektedir. 1791 yılında Fransa’sında her ne kadar yaşadıkları devrim “demokratik” olarak anılsa da, kadınlara demokrasi tanıyacak kadar demokratik olmadığı için Olympe de Gouges “Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesini” yayınladığı gerekçesi ile “kendi cinsine yaraşmayacak politikalarla ilgilendiği ve ölümünün diğer kadınlara ibret olması” düşünülerek “Devrimci Mahkeme” tarafından idama mahkûm edilmişti. Sanayi Devrimi ile fabrikada çalışmaya başlayan kadınlar, hem az maaş almakta hem de çok kötü koşullarda çalışmaktaydı. 1813 yılında İngiltere’de bir madende çalışan gözlemcinin ifadeleri ise kadınların iş yaşamında yaşadığı koşulların ağırlığını gösteriyordu: “kadınların birçoğu kirden o kadar kararmışlardı ki erkeğe benziyorlardı. Sırtlarında kömür seleleri taşıyan bu kadınlar, bir süre sonra akciğer rahatsızlıklarından ve sırtlarında oluşan yaralardan dolayı çalışamaz duruma geldiler.” Kısacası kadınların sağladıkları bu fırsat bir kâbusa dönüşmüştü.

Kapitalist sistem bunu daha da ileri boyuta taşıdı ve toplum içerisinde ki sınıflaşmayı daha da arttırdı. Asiller, fakirler, zenginler, köylüler derken artık yeni bir sınıf daha vardı: işçiler. Kapitalizm etkisiyle, erkekler düşük ücretle çalışmaya mecbur kılınırken, kadınlar neredeyse bedava çalıştırılarak sömürülmeye başlandı. Asıl nokta ise yaşanan kadın sorununun temel nedeninin egemen ve ataerkil düzenden kaynaklanmasıdır. Erkek egemen zihniyetin hâkim olduğu kapitalist sistemde, işçi ve işveren ilişkileri açısından kadınların başarı şansı hiçbir zaman istedikleri gibi olamıyor ne yazık ki. Kadınlar üzerinde hâkimiyet kuran erkekler ve bu ataerkil düzen içerisinde ezilen kadınlar. Kadınların emeği ucuz işgücü olarak kullanıldığı için gelişmiş ülkelerde dahi erkeğe muhtaç bırakılmakta ya da işgücünün karşılığını alamamaktadır. O halde kadının iş piyasasında olmasından daha önemlisi hak ettiği özgürlüğü ve eşitliği her alanda sağlayabilmesidir. Aksi halde yaratılan her çözüm, çözümsüzlük dışında bir getiri sağlamayacaktır.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR