Eski İzmir’liler

Placeholder4

Bir üstadım anlattı; İzmir’de sayıları 40 civarında olan Ortodoks cemaatinin dini görevlilerinden biriyle sohbet ediyormuş. Papaz, yetkili bir makamda bulunan üstadıma ibadet yerlerinin yetersizliğinden şikayet etmiş. Üstadım demiş ki “Ee, 1922’de Aya Fotini’yi yakmasaydınız, şimdi içinde ferah fersah ibadet ederdiniz..” Papaz itiraz etmiş; “Hayır, kesinlikle kabul etmiyorum. İzmir’i biz yakmadık.” Üstat “Kim yaktı öyleyse?” diye sorunca papaz şöyle demiş: “Eski İzmirliler yaktı.”


Teknik olarak yanlış bir cevap değil elbette. Hatta bu anekdotu dinledikten sonra “İzmir’i kim yaktı?” sorusuna ben de bu karşılığı vermeye başladım. “İzmir’i eski İzmirliler yaktı!” Zira şehrin felaketinin sorumlularının kimler olduğu, tarihsel bir mesele olarak çözülebilmiş değil. Kimin yaktığının elbette önemi var, ancak benim için daha mühim soru “Neden yakıldı?” sorusudur.

Ve bu sorunun yanıtı aslında basittir: Nefret, düşmanlık, bencillik ve vicdansızlık yüzünden yakıldı İzmir. Kathastrofi’nin 92’nci yılında hala Yunanlar Türkleri, Türkler ise Yunanları ve Ermenileri suçluyor İzmir Yangını için. Tarih gibi formel ve toplumsal yönelimleri doğrudan etkileyen bir bilim ve araştırma alanı için tarafsızlığını ve nesnelliğini asla kaybetmemesi gereken akademisyenler ve araştırmacıların çoğu ise siyasi ve patriotik açıdan bakıyor İzmir Yangını’na. Türk akademisyenler de böyle davranıyor, Yunan akademisyenler de. Bulmak istedikleri sonucu baştan belirleyip o yönde ilerlemeye çabalıyorlar ve sonucun farklı olabileceğine işaret eden parametreleri görmezden geliyorlar. Hem Türkler, hem Yunanlar.

Dönemin İzmir itfaiye şefi Mr. Greskoviç’in hazırladığı rapor dışında elde doğru düzgün bir yazılı kaynak yok İzmir Yangını hakkında. Giles Milton ve benzerlerinin derlediği tanıklıklar ve hatıralar var, ancak sonuca götüren sağlam bir kaynak niteliğinde değil bunlar elbette. Ben iki bakış açısını ortaya koymak ve değerlendirmeyi okuyucuya bırakmak niyetindeyim...


1.“İzmir’i Türkler yaktı” tezini destekleyen bakış açısı:

TBMM Orduları’nın 9 ve 10 Eylül tarihlerinde İzmir’e girmelerinden itibaren şehrin güvenlik ve idare açısından yegane yetkilisi Sakallı Nurettin Paşa’ydı. Sakallı Nurettin, İzmir’in 1919’daki işgali öncesinde de kısa süre valilik yapmış, Rum Metropoliti Hrisostomos’un İstanbul nezdinde yaptığı lobi ve girişimler ile azledilmişti. Bu yüzden metropolite karşı kin duymaktaydı. Zaten kindar kişiliği ile bilinen bir adamdı ve meseleleri kendi başına ve kısa yoldan çözmeyi severdi. Gazeteci Ali Kemal’in linç ettirilmesi ve Hrisostomos’un benzer akıbetinin sorumlusu oydu. Yunan güçlerinin 30 Ağustos-9 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen geri çekilmesi sırasında Ege’deki şehir ve kasabaların Türk mahallelerinin yakılması da Sakallı’da bir kin birikimine yol açmış olmalıydı. İzmir’in Rum mahallelerinin yakılması, uygun bir intikam ve “geri dönüş”ü imkansız kılacak bir hareket olabilirdi. Zaten İzmir Yangını’nda Türk mahallelerine hiçbir şey olmamış, sadece Rum, Ermeni ve Frenk bölgeleri yanmıştı. Yunanlar yakacak olsa Türk mahallelerini yakardı. Üstelik bu Yangın meselesi Türkiye’nin gündemine bir daha hiç gelmemiş, Mustafa Kemal Nutk’unda Sakallı Nurettin Paşa’yı sayfalarca yerden yere vurmuştu. Ayrıca Falih Rıfkı Atay’da “Çankaya” adlı eserinde “İzmir’i neden yakıyorduk?” diye soruyor ve yaşananları böylece anlatıyordu.

2.“İzmir’i Yunanlar-Ermeniler yaktı” tezini destekleyen bakış açısı:

İzmir, Türk-Yunan Savaşı’nın odağında olan bir şehirdi. Türklerin “Kurtuluş Savaşı” İzmir’in işgali ile başlamış, askeri olarak yine İzmir’in geri alınması ile noktalanmıştı. Yunan ordusunun geri çekilmesi sırasında şehir ve kasabaların Türk mahalleleri yok edilmişti, ancak İzmir Ege içlerinde küçük bir kasaba değildi. Avrupa ve ABD’den çok sayıda gazetecinin bulunduğu ve dünyanın yakından izlediği bir şehirdi. Savaşı kaybetmiş olan Yunanlar, Türklerin büyük bir katliam yaptığı görüntüsünü vermek istemiş olabilirlerdi. Rum mahallelerinde yaşayanların büyük bölümü rıhtım bölgesine akın etmişti ve sokaklar büyük oranda boştu. Bu insanlar zaten evlerine bir daha geri dönemeyeceklerdi, bu açıktı. Kalan mahallelerin yakılması, dünya medyasının izlediği İzmir’de Türklerin bir katliam yaptığı görüntüsünü başarıyla verecekti. Zaten İzmir itfaiye şefi Mr. Greskoviç de o meşhur raporunda Türk devriyelerin yangını söndürmek için büyük bir çaba harcadığını yazmaktaydı.


Bu mesele daha yıllarca konuşulacak ve belki de hiçbir somut çözüm getirilemeyecek. Dolayısıyla bugün yapılması gereken şey, kimin işlediği belli olmayan bu cinayetin tetikçisinin kim olduğunu tartışmayı bir kenara bırakarak asıl nedenlere yoğunlaşmak ve buradan yürümek olmalı. Ayrıca İzmir Yangını için “Türkler yaptı” yahut “Yunanlar yaptı” demek, bütün bir toplumu töhmet altında bırakmak demek oluyor. İzmir’i ancak “bazı Türkler” veya “bazı Yunanlar” yakmış olabilir; yoksa yakanların etnik kimliği yüzünden bütünüyle o toplumu itham etmek yanlış olacaktır. Yani her hal-ü karda papaz efendinin dediği gibi, İzmir’i “eski İzmirliler” yakmıştır.

Bugünün İzmirlilerine ve bütünüyle Türkiye ve Yunanistan insanlarına düşen ise acılardan ders çıkarmak olmalıdır. Atatürk İzmir’e Yunan bayrağını yerden kaldırtmış ve Venizelos’u Çankaya Köşkü’nde ağırlayarak bir “Türk-Yunan Federasyonu” fikrini ortaya atmışken, Venizelos da Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişken bize ne oluyor ki?

Etnik kökeni ne olursa olsun, “eski İzmirliler” belki de mecburen nefret ve düşmanlık duygularıyla hareket ettiler ve şehri yaktılar. Bugünün İzmirlilerine düşen ise el ele tutuşmak ve ortak geleceğe yürümek olmalı.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR