Kadın Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

2014 yılında Batı’da yaşayan 25 yaşında bir kadın olduğunuzu düşünün. İstediğiniz gibi döşediğiniz evinizde yaşıyorsunuz. Kiranızı, faturalarınızı, taksitlerinizi ödeyebilmek için bir işiniz var. Okuma-yazma biliyorsunuz. Lise mezunu ve belki de üniversite mezunusunuz, hatta belki de yüksek yaptınız. Ehliyetiniz ve belki de bir arabanız var.

Bankanızda bir miktar birikmiş paranızda olabilir. Oy kullanabiliyor, kendinizi ifade edebiliyor, özgürce yaşayabiliyor ve kiminle evleneceğinize siz karar veriyorsunuz.

Caddede yürürken ne giymek isterseniz o var üzerinizde, kıyafet seçiminde de özgürsünüz. İstediğiniz bar'a ya da gece kulübüne gidebilir, istediğiniz saate kadar eğlenebilirsiniz. Kimse sizin neden orda olduğunuzu sorgulamaz. Kısacası hayatınızda istediğiniz kadar özgürsünüz.

2014 yılında Pakistan'da yaşayan 25 yaşında bir kadın olduğunuzu düşünün. İstemediğiniz bir evliliğe zorlandığınız için evden kaçıyor ve evlenmeyi istediğiniz kişi ile evleniyorsunuz. Hatta hamlesiniz. Hayatınız şu an mutluluk ve umutla dolu. Bir gün kendi rızanızla evlendiğinizi söylemek için beyan vermeye gittiğinizde saldırıya uğruyor, karşı koyamıyor, kaçamıyorsunuz. Hiç kimse size yardıma gelmiyor zira size saldıran ve size ölümü layık gören insanların da sizin ebeveynleriniz, kardeşleriniz ve akrabalarınız.

2014 yılında Suudi Arabistan’da yaşayan 25 yaşında bir kadın olduğunuzu düşünün. Din bilginlerinin fetvalarını uygulamak, din polislerinin gözetiminde yaşamak zorundasınız. Araba ya da bisiklet kullanamazsınız. Yurt dışına çıkmak için ailenizden izin almak zorundasınız. Aile içerisindeki erkek bireyin izni olmadan hastaneye gidip muayene olamaz, taksiye binemez ve hatta restoranda yemek bile yiyemezsiniz. İki kadının tanıklığının bir erkeğinkine eş görüldüğü, oy kullanma hakkınızın olmadığı, daha da kötüsü kimlik kartınız bile olmadığı için bir hiç muamelesi gördüğünüz bu ülkede nefes almanız bile bir başarı.

2014 yılında Hindistan’da yaşayan 25 yaşında bir kadın olduğunuzu düşünün.

Üniversitede fizyoterapi okuyorsunuz ve oldukça başarılısınız. Okuldan eve dönmek için bindiğiniz özel otobüste Yeni Delhi caddelerini izleyerek zaman geçiriyorsunuz. Birden kafanızın arkasından metal bir çubuk ile vurulması ile yere düşersiniz. Kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz bu bir grup erkek, ağzınızdan kan tüküresiye kadar size vurmaya devam eder. O anda ölmek için dua edersiniz, lakin gördüğünüz işkenceye tecavüzde eklenir. Bu işkence ve tecavüz sizi öldürene kadar devam eder. Oysa siz gelecek vaat eden genç bir fizyoterapist adayıydınız ve tek suçunuz kadın olarak otobüste tek başınıza eve gitmenizdi.

2014 yılında Mısır’da yaşayan 25 yaşında bir kadın olduğunuzu düşünün. Kadınların hemen hemen yüzde 95’inin cinsel tacize maruz kaldığı, yüzde 90’ının sünnet olduğu, evlenme yaşının 14 olduğu, birçok kadının aile içi şiddet gördüğü,kadınların eşlerini terk etmelerinin yasaklandığı bir ülkede yaşıyorsunuz. Kadınların mülkiyet, seks objesi, kum torbası, damızlık ve/veya köle muamelesi gördüğü bir ülkede yaşıyorsunuz. Aile içerisinde öneminiz sıfır ve bu düşünceler, değerler ya da kadının toplum içerisinde kabul gören sosyal statüsü bir önceki nesilden bir sonraki nesillere de bu şekilde aktarıldığı için, siz mütemadiyen bir hiç olduğunuzu düşünün.

Şimdide Yemen’de yaşayan 8 yaşında bir kız çocuğu olduğunuzu düşünün. Henüz ilkokula gitmeniz gerekirken 40 yaşında bir adam tarafından satın alınıyorsunuz. Seçim şansınız yok, paranızı ödedi ve sizi eş olarak satın aldı. Eğitimsiz ve parasızsınız. Hayatta çocuk olarak daha neler yaşayabileceğiniz hakkında bir fikriniz bile yok. Sadece hala bir kız çocuğu bedenine sahipsiniz. Henüz 8 yaşındayken, çocuk olamadan gelin olmuşken, okula gidemeden evliliğe zorlanmışken, evlendiğiniz gece vajinal yaralanmalardan dolayı öldüğünüzü düşünün.

Bunun gibi dünyanın hemen her yerinde kadınların yaşadığı birçok örneği sıralayabiliriz. Dünya genelinde 18. yüzyıldan bu yana, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olabilmesi için çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır. Bundan belki 20 yıl öncesine kadar kadınlar bile bu çalışmalara destekte bulunurken çekinmiş olsalar dahi, günümüzde bayan aktivistler bu haklı direnişleri için tüm sosyal kanalları kullanmakta, kadınları bilinçlendirmeye çalışmakta ve bunun için savaş vermektedir. Bunun en önemli nedeni ise her kadının batıda özgür bireyler olarak yaşayan kadınlar gibi eşit haklara sahip olması gerektiğini, okula gitmesini, okuma-yazma öğrenmesini, düşünmesini, işe sahip olmasını, başkaları için değil kendi hayatı için yaşamasını istemeleridir. Bu olgu ile ortaya çıkan feminizm özgürlük, eşitlik, saygı ve dayanışma hareketidir. Bu oluşuma katılabilir, bakış açısını eleştirebilir ya da onaylamayabilirsiniz. Hatta ne kadar gereksiz bir hareket olduğunu bile savunabilirsiniz. Ama hala cinsiyetin bir problem olarak kabul görüldüğü toplumlarda yaşadığımız için, cinsiyet sadece sizin hayatınızı değil, tüm dünyada ki kadınların hayatı üzerinde kontrol etkisi yaratmaya devam ediyor. Düşünün, dünyanın birçok ülkesinde kız olarak dünyaya gelen bebekler, hayatları boyunca bu biyolojik farklılıkları yüzünden işkence görecek ya da zulme maruz kalacak. O bakımdan anti-feminist düşüncelerinizi savunurken sadece feminizm'in sizin zaten var olan gücünüze ve kadın olarak etkinliğinize ne katabileceğini değil, aynı zamanda bu kız çocuklarına nasıl bir etkisi olacağını ve hayatlarını değiştirmek konusunda yardımcı olabilme ihtimalini düşünün. Çünkü sizin ihtiyacınız olmasa da, birçok kadının ve kız çocuğunun onların haklarını savunacak kişilere çok ihtiyaçları var.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR