Güneşli bir resim çiz bana!

Ekonomistler uzun zamandan beri bir ülkenin refahını ölçmek için ekonomik verilerin çok daha ötesinde araçlara ihtiyaçları olduğunu fark ettiler. Gayrisafi yurt içi hasıla yaşam kalitesini tek başına ölçmede yetersiz kaldığı için, OECD mutlu ve kaliteli yaşam endeksini ölçmek için yeni bir endeks geliştirdi: Yaşam Kalitesi Endeksi. Bu yeni ölçüm metodu ile 34 ülkede 4 milyondan fazla katılımcı ile ülkeler genelinde insanların aradıkları yaşam kalitesini ölçmeye çalışıyor. Kısaca Yaşam Kalitesi Endeksi, OECD’nin insanlara diğer ülkelerin toplum, eğitim, çevre, sivil katılım, sağlık, gelir, iş, yaşam memnuniyeti, güvenlik, iş-hayat dengesi gibi konularda nasıl bir yol izlediğini göstermeyi amaçlamakta. Bu yıl raporda en yaşanılası ülke Avustralya seçildi. Yaşam kalite endeksi katılımcılarına gelirden çevre kirliliğine kadar refahın belirleyicisi olan 11 maddelik seçenekler arasından önem sırasına göre kendi ülkelerini görmek istedikleri yeri kendilerini belirleme imkanı sağlıyor. 34 ülkenin 362 bölgesinin değerlendirme sonuçlarına göre Avustralya'nın Sidney ve Melbourne şehirleri ilk 10 bölge arasında bulunuyor. Yaşanılacak en iyi ülkeler arasında Avustralya'yı Norveç, Kanada ve İsveç takip ediyor. Türkiye’nin ise Meksika, Macaristan ve Polonya ile beraber dünyanın yaşaması en zorlu ülkeler arasına girmesi bizi çok şaşırtmadı.

Türkiye’nin rakipleri

Ülkemizde yoksul nüfusun oranı OECD ortalamasının oldukça altında. OECD bölgesinde yüzde 11 olan bu oran Türkiye’de yüzde 17. Bize en yakın ülke yüzde 17,3 ile ABD iken sıralamalarda yarıştığımız Meksika’da ise yüzde 21. Yoksulluk oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 5,4 ile Çek Cumhuriyeti. Gelirleri ile geçinmenin zor olduğunu belirten ülkeler sıralamasında da yüzde 49 ile Macaristan ve Yunanistan’dan sonra ilk üçte yerimizi alıyoruz. Bununla da yetinmiyoruz, gelir adaletsizliğinde de ilk üçü kaçırmıyoruz. Şili ve Meksika’dan sonra 0.41 ile OECD’nin 0.31 olan ortalamasının üstünde bir performans sergiliyoruz. Tabi başarılarımız bununla da sınırlı değil. Türkiye’de yetişkinlerin yüzde 31’i lise mezunu iken bu oran OECD’de yüzde 74. Çocuk başına yapılan eğitim harcaması 1250 dolar iken OECD ortalaması 8070 dolar. Eğitim konusunda da açık ara öndeyiz! Başarılarımız saymakla bitmiyor aslında. İşçilerimizin yüzde 46’sı mesaiye kalıyor, yani fazla calışma konusunda rekora koşuyor ve çok çalışan yoksullar olarak sıralamada yerimizi alıyoruz (OECD ortalamasının yüzde 9 oldugunu vurgulamak isterim). Yeşil alanlara ve temiz suya erişebilirlikte ise yine son sıralardaki yerimizi kimselere kaptırmıyoruz. Bütün bu olumsuzluklar bir kenara, geceleri sokakta tek başına yolda yürümek bile bizim için güvensizlik teşkil ediyor. Kısacası yaşam kalitelemizde son yıllarda hiçte düşündüğümüz önemli gelişmeler olmamış. Aksine toplum olma bilincimiz hala çok gerilerde seyrediyor. Parametreleri istediğiniz gibi değiştirin, yine de ülkeyi mutlu ve yaşanabilir hale getiremiyorsunuz. Madalyonun diğer yüzü ile yüzlestiğimize göre artık her yere AVM yaparak, yeşil alanları yok ederek, ekonomik büyüme rakamları ile böbürlenerek, toplum olarak birbirimize tahammülsüz, hoşgörüsüz ve anlayışsız hale geldiğimiz sürece yerimizde saymaya devam edeceğiz. Geçmişle övünmek yerine geleceğe dair atılımlar yapmak, insanları ayrıştırmak yerine refahını ve mutluluk düzeyini arttırıcı tedbirleri almak icin daha neyi bekliyoruz?  


Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR