Hepimiz Daha İyisini Yapabiliriz!

Şu anda en sevdiğim yazarlardan birisi Chimamanda Ngozi Adichie. Ilk olarak Portakal ödülü kazanan kitabı “Half of a Yellow Sun” vasıtasıyla tanıdığım Adichie’yi diğer kitabı Americanah ile bir üst noktaya taşıdım. Beyoncé’un "Flawless" şarkısını dinlerken arkadan Chimamanda Ngozi Adichie Ted konuşmasını duymak ise ayri bir heyecan vermişti. Chimamanda Ngozi Adichie, kendi kendini “Afrikali mutlu Feminist” olarak tanıtan, modern dünyada feminizm’i inceleyen Nijeryali bir yazar. Kitaplarında kullandığı özellikle kadınlara yönelik eğitsel açıklamaları ile kadınların, erkeklerin gölgesinde gelişmelerinin önlendiğini vurgulamaktadır. Kitabında kültür, cinsiyet ve evlilik konusunda verdiği bilgiler ise oldukça gercekçi.

Feminizm’in kendi tanımında basit hali ile belirttiği “cinsiyetlerin politik, ekonomik ve toplumsal eşitlik teorisi” Adichie’nin kitabinda modern dünya ile şekilleniyor ve feminizm hakkında bilmek isteyeceğiniz birçok araştırmayı da güncel örnekleri ile icinde barındırıyor. Teori ve tarihin çok daha ötesinde bir eyleme çağrı yapıyor “hepimiz daha iyisini yapabiliriz”. Bu bakımdan Adcichie’nin kitabı feminizm için ideal bir giriş kitabı olabilir hatta kendilerini feminist olarak tanımlayanlar için bile.

Diğer tüm kitapların aksine “Hepimiz daha iyisini yapabiliriz” o kadar hüzünlü, komik, etkileyici ve kişisel anektodlarla dolu ki, kısa sürede okumaniz oldukça normal. Adichie kendini ilk kez feminist olarak kabul ettiği zamanı anlatarak basladığı romanında, 14 yaşındayken bir çocukluk arkadaşı ile tartışma esnasında kendisine feminist dendigini ve bu sözün herhangi bir övgüden ziyade kötü bir anlamı olduğunu hissettiğini belirtiyor. Yetişkin olduğunda ise feminist olduğuna iyice karar vermiş: “Feminist kelimesi taşıdığınız çok ağır bir emanettir” diye özellikle de vurgu yapmış.

Adichie’nin yazdıklarının çoğu doğduğu ülke Nijerya’da geçiyor. Yanında ona eşlik eden biri olmadan herhangi bir bar’a giremedigini, bir otel’de yanlız kalamayacağını hatta otele yanlız dahi giremeyeceğini anlatmış. Yanında bir erkekle otele yerlestiğinde ise vale’ye bahşiş verdiğinde kendisine değil yanındaki erkeğe teşekkür ettiğini, cünkü kadının elinde bulunan paraların tek sahibinin erkek olduğu inancının hala değişmediğini vurgulamış.

“Feminist kelimesi taşıdığınız çok ağır bir emanettir”

Adichie kitabında evlilik hakkında da varsayımlarımızı değerlendirmekte ve evliliğin/bekarlığın kadınları erkeklerden neden ve nasıl daha fazla ekilediğini incelemektedir. Bugün bile kadınların erkeklere kıyasla evliliğe daha ciddiyetle yaklaştığı gerçeği altında gerek kendi ülkesinden gerekse dünyadan örneklerle evliliği açıklamaya calışmıştır.

Madem kadınlar evlenirken “işlerini, kariyer hedeflerini, hayallerini” bırakıyorlar/öteliyorlar, erkeklerin de evlendikleri zaman “erkeksi” özelliklerini bırakmasi gerektiği, hatta bazi evlenmemiş arkadaşlarının konferanslara katılırken daha fazla saygı görmesi için evlilik yüzüğü taktığını da anlatıyor. Aslında kitabinda en çok vurgu yaptığı durum kız ve erkek cocukları arasında yetiştirilme farkı. Eşit bir dünya’da yaşamak için çocuklarimızı eşit dünya yaratacak şekilde yetiştirmemiz gerektiüini belirtirken, özellikle Nijerya gibi hala eşitliğin çok az olduğu ülkelerde kız çocukları yetiştirirken “onları ayıpladıklarını, kararları konusunda özgür bırakmak yerine yönetmeye çalıştıklarını, onları kendi istedikleri gibi değil toplumun istediği bir birey haline getirdiklerini”, lakin aynı durumun erkek çocuklarında olmadığını örneklendiriyor. Erkekliği küçük ve dar bir kafes olarak tanımladığı kitabında, erkeklerin bu kafese konduğunu ve hatta erkek çocuklarını yetiştirirken yapılan yüceltmenin aslında ailelerin ve toplumun o çocuklarin gelecekleri icin büyük bir kötülük yaptıklarını, bu şekilde erkek hegamonyasının ortaya çıktığını anlatıyor.

Adichie’nin kitabında yer alan birçok olay Nijerya’da geçiyor olmasına rağmen bu örnekleri kendi ülkemizde de görebiliyoruz. Erkek çocuklarının daha farklı duygularla yetiştirilmesi, egolarının sürekli şişirilmesi, sırf erkek oldukları için birçok ayrıcalıktan faydalanmaları bizim toplumumuzda karşılaştığımız durumlar. Bu yüzden erkekliği bir kafese benzetiyor. Kadınları o kafese koyduğunuz zaman ‘iteatkar’ ve ‘kırılgan’ olduğunu, erkeklerin ise ‘duygusuz’ ve ‘zorlu’ olduğunu belirtiyor. Toplumsal cinsiyet normlarının hepimize zarar verdiği bir gerçek ve bunu düzeltmek hepimizin sorumluluğunda. Cünkü erkeklere daha fazla sans vermek pozitif ayrimciliktir. Kadin ve erkek arasinda oluşan bu eşitsizlikte kadınların da önemli payı olması durumu daha da vahim hale getirmekte. Zira birçok kadın kendini vasıfsız, yetersiz ve gereksiz olarak gördüğü ya da hissettirildiği için, Adichie’nin de belirttiği yetiştirilme tarzından kaynaklanan bu farklılık bilinçaltı ile birleşerek çok vahim sonuçlara neden olabiliyor. Cinsiyet önyargılı yaklaşımlardan kurtulmamız ve bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. Bu noktada Feminist’lerin amacını hem kadınların hemde erkeklerin iyi anlamasi lazım. Zira Feministler erkeklerden nefret etmiyor. Sadece erkeklerin ve kadınların daha eşitlikçi bir ortamda yaşaması için mücadele veren ve daha iyi olabilmenin ideali ile hareket eden aktivistler onlar. Daha iyi bir hayat hepimiz icin mümkün. O halde Adichie’ye kulak asmalıyız “hepimiz daha iyisini yapabiliriz!”

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR