Eşitlik mi? Hadi Ordan!

Yaklaşık 10 yıl önce ülkeler arası toplumsal cinsiyet farklılıklarını ölçmek için Dünya Ekonomi Forum'u tarafından “Küresel Cinsiyet Ayrımı” endeksi kullanımaya başlandı. Nedir bu toplumsal cinsiyet ayrımcılığı dersek: kişilerin toplum içerisinde cinsiyet temelli ayrımcılığa uğraması, kadın ve erkeğe kamusal ya da özel hayatının her alanında eşit şekilde davranılmaması, temsil edilmemesi ve hatta eşit statude dahi görülmemesidir. İşte tam bu noktada yasalar üzerinde mevcut olupta pratikte sınıfta kaldığımız cinsiyet eşit(siz)liği, “nerden anlatmaya başlasam bilemiyorum” cümlesi için oldukça uygun.

Dünya Ekonomi Formu’nun her sene yayınladığı “cinsiyet ayrımcılığı” 2014 raporu açıklandı. Rapora göre ekonomik açıdan üst düzey ve gelişmekte olan 142 ülkedeki cinsiyetler arası eşitlik sıralamasında Türkiye 125. sırada yer alarak bir rekora daha imza attı. Sıralamada bizden üst sıralarda yer alan ülkelere baktığımızda ise durum gerçekten içler acısı! Cinsiyet eşitliğinde Türkiye’nin üst sıralarında yer alan ülkeler ise ismini duyduğunuzda bile ‘yok artık’ diyeceğiniz Tunus, Bahreyn, Guatemala, Butan Krallığı, Liberya ve Honduras Cumhuriyeti. Sıralamada geride bıraktığımız ülkeler ise oldukça çarpıcı! Mısır, Ürdün, Suriye ve Cezayir. Tabi sadece bununla kalmıyor WEF, raporda cinsiyet eşitliği için gerekli olan önemli verilerin ülkeler arası sıralamasını da yapıyor, ekonomik aktiviteye katılım (132.sıra), işgücüne katılım (128.sıra), kabinede yer alan kadın sayısı (133.sıra) gibi. Dünya Ekonomi Forumu’na göre, Türkiye cinsiyet ayrımı konusunda 2005’te olduğundan daha kötü durumda ve son 10 yılda 20 basamak gerileyerek çok daha vahim durumlara gebe! Zirvede ise istinasız her yıl olduğu gibi İskandinav ülkeleri kendi aralarında yarışıyorlar: İzlanda’yı Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka izliyor.

Dövülerek, işkence görerek, tacize uğrayarak, toplumdan dışlanarak, eve hapsolunarak, ötekileştirerek ya da soyutlayarak bir şekilde sindirilen Türk kadınları için daha yüksek sıraları beklemek zaten imkansızdı. Bu kadar olaya maruz kalan kadınların ses çıkar(a)mamaları, haksızlığa boyun eğmek zorunda kalmaları, hayatlarının kontrol edilmesine izin vermeleri ve hatta toplum içerisinde oluşan erkek olmadan yaşayamaz algısı yüzünden kadınlar iyiden iyiye kendi güçlerinin farkına varamamaktadır. Daha bitmedi! Yaşadıkları toplumda istediklerini giyme özgürlüğü bile olmayan –hatta kullandığı makyaj malzemesine dahi karışılan, meslek sahibi olupta evde çocuk bakmaya zorlanan, iş hayatında mobbing, taciz ve şiddete maruz kalan, eğitimine devam edemeyen, eşit ise eşit ücret alamayan, doğuracağı çocuğa, yaptiracağı kürtaja karışılan kadınlar, kadınlarımız! Ülkemizde “ileri demokrasi” var, hak var hukuk var, yasalar var diye sürekli övünüyoruz ama bu yere göğe sığdıramadığımız demokrasimiz ile kadınların her alanda erkek bireylerle eşit olmasını sağlayabilmiş miyiz? Cinsiyet ayrımı yapmadan birey olabilmeyi başarabilmiş miyiz?

Aslında problemin kendisini çözdüğümüzde diğer maddeleride çözmeye başlıyacağız ama biz, toplum olarak, kökene inmek yerine en kolay yolu seciyoruz – problemlerin sürekli üstünü örtüyoruz. Yukarıda belirttiğim ve ilk 5’te yer alan ülkelerde kadına yönelik şiddeti önlemek için hem yasalar uygulanıyor hem de kadın sığınma evlerinde zaten oraya sığınmak zorunda kalan kadınlar korunuyor, öldürülmüyor. Yapılan yanlışlar o kadar çok ki, bir yanlış diğer yanlışı beraberinde getiriyor ne yazık ki. Çok gerilere gitmeye gerek yok aslında. Ülkemizde kadına bakışın ve düşüncenin ne olduğunu anlamak için son 4 seneyi bir gözden geçirelim. Özetlersek:

18 Haziran 2011 yılında İstanbul’da İETT otobüsü şöförü, otobüs içerisinde birbirine sarılarak oturan üniversiteli çifti “burası seks otobüsü değil, inin otobüsten” diyerek gencleri zorla otobüsten indirdi.

26 Mayıs 2012 yılında “kürtaj cinayettir” cümlesi ile alevlenen kürtaj, sezeryan ve ertesi gün hapları yasakları, yasal olarak kağıt üzerinde olmasa dahi birçok kısıtlamaları beraberinde getirdi. Kürtaj ile ilgili en çarpıcı yorum olan “annesi tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, anne ölsün” lafini unutmamıza imkan yok! Kısacası kadının tecavüzüne engel olmak gibi bir kaygı yok, maksat çocuk kurtulsun!

29 Nisan 2013 yılında “yolcular şikayetçi” bahanesi ile kızıl kırmızı ve platin sarısı saçtan sonra kırmızı ruj kullanımı THY hosteslerine yasaklanacağı bildirildi. Aslında çok şaşırtıcı olmadı zira 1995 yılında ‘makyaj yapan kadının kaportası bozuktur’ sözlerini duyduk biz bu ulkede!

22 Mayıs 2013 yılında Türkiye’de bir ilk yaşandı. Ankara metrosunda öpüşen çifte “toplum içerisinde gayri ahlaki olarak davranmayın” anonsu yapıldı.

4 Haziran 2013 yılında üniversitelerde yurt yetersizliği için çözüm üretileceği yerde, “kız-erkek öğrenci aynı yerde kalamaz” denerek kadın ve erkek cinsiyetlerinin yanyana gelmesi dahi problem teşkil etmeye başladı.

25 Temmuz 2013 yılında bir düşünür “hamile kadınların sokağa çıkması terbiyesizliktir” diyerek yeni bir polemik yarattı. Hatırı sayılır derecede kınama almış olsa dahi, bu şekilde düşünen insanların ne kadar fazla olduğunu kadınlara yapılan baskılar neticesinde daha da iyi gözlemlemiş olduk (hala kadınların eşit olduğunu ve baskı altında olmadığını düşünenler daha iyi gözlemlemişlerdir diye umuyorum).

28 Temmuz 2014 yılında büyük tartışmalara neden olan “kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, iffetli olmasını bilecek” cümlesini hepimiz hatırlıyoruz zira hala cok taze!

Ve en son 27 Ekim 2014 tarihinde “Tango, ayakta yapılan zinadır” gibi kokuşmuş bir düşünce ile her yıl düzenlenen Uluslararası Tango Festivali’ni “zina festivali” ilan ederek iptal edilmesi için uğraşılması.

Anlatmak istediğim şudur aslinda: kadın ve erkek arasında sağlanmak istenilen eşitlik yanlızca kadınların haklarını arama mücadelesi değildir. Yukarıda bahsettiğim bütün örnekler kadınların hayatlarına müdehaledir, gasp etmektir, kontrolü elinde tutmaya çalışmaktır, soyutlamaktır, yok saymaktır. Bırakalım ‘ilerisini’, demokrasi olabilmemiz için bile daha çok yolumuz varken kendimizi sadece oyalıyor ve kandırıyoruz. Çok acı ama bir o kadar da net: “bu ülkede kadın-erkek eşitliği yok arkadaş! Sende anla artik, hepsi laftan ibaret”.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR