Yoksa Siz Hala…

Hayatımız döngüsel olarak devam ediyor. Eğitimlerimizin ya da kariyerlerimizin her seviyesinde tekrar en baştan başlayip, daha iyi mevkiye ya da pozisyona ulaşmak icin çabalıyoruz. Mesela ben Doktoramı bitirdiğimde en üst noktaya ulaştığımı zannediyordum, lakin sadece bir sonraki seviyenin alt aşamasında oldugumu sonradan fark ettim. Bu iş yaşamınızın her aşamasında yaşadığınız bir süreç. Aslında birde şöyle bir durum söz konusu: iş hayatında ne kadar uzun süre kalırsanız kendinize güveniniz o derece artıyor. Akademik çerceveden bakarsak, yaptığınız yayınların fazlalığı, üyesi olduğunuz tez komitesi üyeliği sayısı, yazdığınız kitap sayısı ve/veya aldığınız ödül - övgü artışı sizi yaptığınız işte çok iyi olduğunuz konusunda ikna edici oluyor. Ama bu sürecin en büyük handikapınıda beraberinde getirerek, yani ego’yu!

Ego hakkında yazmaya karar verdiğimde, bilgisayar başında ne kadar çok zaman kaybettiğimi fark ettim. Önce aklıma birşey gelmedi, akabinde bir anda aklımda patlayan cümleler neticesinde ego’yu ve yarattığı problemleri nasıl toplayacağıma karar veremedim. Her ne kadar birçok akademisyen ego hakkında detaylı olarak konuşmak istemese de (çünkü hiç kimse ego patlaması yaşadığını kabul etmez), yaşadığım deneyimler ile bu konuya değinmek istiyorum.

Özeleştiri yaparak başlamak en iyisi olacak sanırım. Mesela iş arkadaşlarımdan ya da öğrencilerim tarafından eleştirildiğim zaman nasıl hissettiğimi söylemeli miyim? Benim anlattığım ders nasıl kötü olabilir? Üzerinde günlerimi gecelerimi harcayarak yazdığım makalem nasıl düzeltme alır? Bu eleştirileri kendi içerisinde sorgulayan binlerce akademisyen olduğuna inanıyorum hatta daha da ileri gidiyorum, bu eleştirilere kapalı olan ve asla kabul etmeyen akademisyenler olduğunu da biliyorum. Fakat ben mükemmel değilim ve sanırım bu bakımdan o “lanet ego” bana hiç uğramıyor! İngiliz bir Profesör’un bir konuşma esnasında bana “akademi yapmak ve akademi de olmak için büyük bir egon olması gerekiyor” demişti. O zamanlar daha çiçeği burnunda bir Yardımcı Doçent olduğumdan bu sözü kendi içimde henüz değerlendirirken devam etti: “eğer gerektiğinden fazla özverili ve görünmez olursan aynı statüdeki iş arkadaşlarından daha fazla çaba sarf etmen gerekir. Egon ne kadar büyük olursa o kadar saygı ve değer görürsün, anladın mı?” Hayır anlamadım, hala da anlayamıyorum! Çünkü akademik olarak ben-merkezcilik ve rekabet ile gelen egonun insanlara kazançtan ziyade zarar getirdiğini düşünüyorum da ondan.

Akademik rekabet sizin ne kadar iyi - en azından ortalamanın üzerinde- olduğunuza bağlıdır. Bu başarının en büyük yan etksi ise ego'dur. CEO'lar, önemli bilim adamları, rock yıldızları, büyük başarılara imza atmış sporcular ve araştırmacılar kadar akademisyenlerde çoğu zaman yüksek ego sahibi olurlar. Lakin bu egonun dezavantajlarından kimse söz etmez. Literatürde egonun psikolojik ve felsefi açıdan tanımları oldukça fazladır. Genel olarak kabul gören ve bilinen tanımında, kişinin kendini nasıl görmek istediği ve/veya kişinin kimlik arayışıyla ifade edilir. Özgüven, öz saygı, öz değer ve gurur ile iç içe olduğundan stres, düşünce yapısı ya da yetişirilme tarzı gibi birçok faktörden etkilenir.

Akademi cemiyetinin bir üyesi olarak şunu söyleyebilirim, Freud'un çalışmalarında ego tanımını yaparken belirleyicileri arasına eklediği yetiştirilme tarzı ve stres ikilisinin aktif rol oynadığını düşünüyorum. Bircok ülkede birçok akademisyenle aynı ortamda bulunmamın getirdiği avantaj sayesinde akademik hayatın başlangıcında olan doktora öğrencilerinden tutunda Profesörlere kadar birçok akademisyen ile tanıştım. Farklı ülkelerden, farklı kültürler ile yetişmiş birbirinden farklı uzmanlık alanına sahip yüzlerce akademisyen. Bu network sayesinde egonun en çok Türk akademisyenlerde olduğunu fark ettim. Evet, daha akademik hayata yeni adim atmış Doktora öğrencisinden tutunda Profesörüne kadar hepimiz bir ego patlaması yaşıyoruz. Zanedersiniz tüm dünyayı etkileyen virüse biz çare bulduk, genetik alanda yeni bir kod bularak cığır açtık, insanların ömrünü uzatan formül bulduk, en amansız hastalığın çaresini keşfettik. Hayır, bu söylediklerimde etkisiz eleman olmamıza rağmen bu kadar egomuzun olması zaten saşırtıcı olan. Asla Akademisyenlerin hepsi böyle demiyorum ama azımsanmayacak sayıda burnu havada gezen birçok Akademisyeni hepimiz tanıyoruzdur. Ülke içinde böyle de ülke dışında farklı mı sanki? Hayır, yurt dışında da aynı şeyleri yaşamanız mümkün. En basitinden yaşadığım bir olayı anlatmak isterim. Bulunduğum üniversitede birçok başarıya imza atmış, dünya çapında tanınan, kitaplari en iyi satanlar listesinde yer alan Profesörler ile tanıştim. Hepsi mi mütevazi, hepsi mi alçakgönüllü ve hepsi mi yardıma açık olur? Aslında söylememe gerek yok, bu bahsettiğim insanlar arasında hiç Türk yok! En azından ben şu ana kadar karşılaşmadım. Hepsi farklı ülkelerin vatandaşları. Türkler ne yazık ki dışarıya kapalı, yurt dışında çalışmanın verdiği güven(!) ile ego’nun tavan yaptığı kişiler haline gelmişler. Sanki hepsi sözleşmisler de birbirlerine yardımı kesmişler gibi. Konferansta, Seminerde, Oturumda ya da Çalıştay’da Türk gördükleri anda kaçar haldeler. Kazara konuşmaya baslarlarsa da en iyi yayınları onlar yapıyor, en iyi kitaplari onlar yazıyor, en iyi dersi onlar anlatıyor ve bu böyle devam ediyor. Bazen gerçekten anlamakta zorlanıyorum, Nobel ödülü almış insanlar isimleri ile hitap edilmesini isterken, neden Türkler illa ünvanları ile cağırılmayı bekler? Sadece akademik hayatta değil aslında, iş yaşamının her alanında bunu görüyoruz. “Title” yükseldikçe egomuz daha da artıyor. Anlamadığımız nokta ise “Ego”nun bize bir kazancı yok, öyle beklediğimiz gibi başarıda getirmez. Bilim adamlarına bakın, hemen hemen hiçbirinde bencillik ve ego olmadığını görürsünüz. Akademi’de de başarının sırrı başkalarını dinlemek, kendini eleştirebilmek ve eleştiriye açık olmak, kendini geliştirmek ya da çaba sarf etmekle başlıyor. Kısacası öz eleştiri yapmanın hiçbir sakıncası yok. Asıl problem kendinizi diğer kişilerden üstün görmeniz. Kendini beğenmişlik ve gereksiz özgüven sizi daha iyi tanınan ya da saygı duyulan birisi yapmaz. Aksine insanların sizden uzaklaşmasina neden olur. “Başka insanların gözünden kendi kapasitenizi ve yanlışlarınızı görmeyi ya da sorgulamayı bıraktığınızda” ne yazık ki sizde bu grubun bir parçası olursunuz!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR