Yem Borusu

Kösler vuruluyor, borazanlar öttürülüyor,bin atlı düşmana doğru yürüyordu. Her at, üstünde eyeri, zırhı, silahıyla beraber süvarisi yani en az 130 kilo ağırlıkla günlerdir dağ yolunda ilerlemeye çalışıyordu.

Bu uzun yolda atlar, ilk gün verilen kısa bir mola dışında doğru dürüst dinlenmemişler, basıp geçtikleri çayırlarda yeterince otlayamamışlardı.

Yorgun atlardan birine yanında yürüyen atın yüzü pek yabancı gelmedi.

-Merhaba, sizi galiba tanıyorum..

-“Hayvan Çiftliği” filminde Bokser’i oynamıştım... Herhalde ordandır. Adım eskiden Safkan’dı, şimdi hep Bokser diyorlar.

-Benim adım da Ezberbozan.

-Bu ne biçim isim?

-Büyükbabam Veliefendi’de koşarmış.

-Duydun mu dün “Ben bu koşullarda yürümem” diyen atın birini vurup uçuruma yuvarlamışlar.

-Duydum. Bu kaçıncısı kim bilir. Böyle eziyet ancak Asurbanipal’ın ordusunda görülmüştür. Dağ yolunda yürüyen ordunun öteki atları arasında da böyle şeyler konuşulmaktaydı.

Aniden tiz bir ses duyuldu. Biri trompet çalıyordu. Atlar şaşırdılar.

-A, bu yemek müziği... Bizi besleyecekler galiba!

-Emin değilim. Bu adam böyle çalmazdı. Genellikle daha hızlı bir oryantal tavırla başlar, sonra alıştığımız o sakin yorumuyla ters bir kreşendo dönüş yapıp parçayı bitirirdi: Cooltrane ile Charlie Parker arası bir tarzı vardır... Ben onun böyle sinirli sinirli çaldığını hiç duymadım.

Besleneceklerini sanan atlar sevindiler, heyecanlandılar, şevkle bayır yukarı koşmaya başladılar. İki saat böyle gittikten sonra ne yem verildi ne de saman...

-Galiba yemek müziği değil yem borusuydu.

-Adamın çalışından belliydi. Atların sabrı tükenmekteydi ki trompetçi yeniden öttürmeye başladı.

Atların bir bölümü güvenlerini yitirmişti; bunlar, tüm olup bitenlere rağmen binicilerine inanmayı sürdüren ve boş mide ile yokuş çıkmaya çalışan türdeşlerine kızıyor, “Bu cahiller, bu adamların bizi nasıl sömürdüklerini hâlâ anlayamıyorlar” diyorlardı.

Bir süre sonra sinirlenen atların sayısı, korkanları iki üç puan aştı.

-Duralım, yürümeyelim, bu herifleri artık atalım üstümüzden...

-Dere aşarken, dağ çıkarken binici değiştirilmez! Beş dönemeç sonra sinirinden kişneyenler açık farkla öndeydiler.

Atlar aç kaldıkça, acıktıkça kızdılar, yeri eşip şahlanmaya başladılar.

Sipahilerin deneyimlileri bir felaketin yaklaşmakta olduğunu sezdiler ama sekbanbaşıyı ikna edemediler.

Sekbanbaşı, bu işin bittiğini, onuncu at da binicisini sırtından attığında gereğince kavrayamadı, “atılmadan insek!” diyen sipahileri tehdit etmeye başladı.

O günü anlatan mufassal bir risalede sekbanbaşının at sırtından fırlayıp uçuruma doğru nasıl yollandığı güzelce anlatılmıştır ama onu, atının mı yoksa sipahilerin mi uçurmuş olduğu konusunda kesin bir bilgiye –maalesef-rastlanmamıştır.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR