Gübre

Yazının başlığı “pislik” de olabilirdi.

Fakat daha az kaba olması için gübrede karar kaldım…

Kaldı ki gübre sözcüğünün ilk çağrışımları son derece olumludur.

Doktor Jivago’nun yaratıcısı, büyük Rus şairi Boris Pasternak dilimize çevirdiğim Mart adlı şiirinin son kıtasında onu şöyle yüceltiyor:

Tüm kapılar ardına kadar açık,at tavlası, inek ahırı,
Güvercinler yulaf topluyor karın üstünde,
Doldurmada taptaze kokusuyla havayı
Bütün bu canlılığın nedeni olan gübre…

Büyük Adalet yürüyüşçülerinin geçeceği asfalt yolu gübreyle dolduranların bu şiirden haberleri olduğunu sanmam ama, üstelik çok verimli kırsal alanların yakınında yaşadıkları için bu ürünün yararlarını mutlaka biliyorlardır. Zaten tonlarca gübreyi biriktirmiş olmaları da bunu gösteriyor. İyi ama bu yararlı ürünün böylesine heba edilmesi yazık değil mi? Diyeceksiniz ki tekrar toplayıp gerekli yerlerde kullanırlar. O zaman bunca zahmetin nedenini soracağız. Asfalttan herhangi bir ürün alınamayacağına göre… CHP sözcüsü Bülent Tezcan “ kartvizitlerini bırakmışlar oraya” diye güzel bir metafor kullanmış… Buna eklenecek fazla bir söz yok…


Gübre eylemiyle eşzamanlı olarak, sanki ona nazire gibi, hükümet üyelerinden biri şöyle buyuruyor: Biz yolları millet için yapıyoruz. Teröristler yürüsün diye değil.”

Bu adam bakan sıfatı taşıyor. Adını özellikle anmıyorum. Haberi veren gazete gözümün önünde ama sözlerin sahibinin adı neydi diye bir daha bakmaya gerek duymuyorum. Benim yazılarım çok uzun zamanlar sonra da okunacak… Bu gibilerin kimlikleri ise, bulundukları konumları yitirdiklerinde nasıl olsa kimseyi ilgilndirmeyecektir...

Söz konusu kişi,yürüyüşçü sayısının yüz binlere ulaştığı; sadece ülkemizde değil bütün dünyada on milyonların, belki yüz milyonların ilgiyle, saygıyla izlediği bir büyük yürüyüşü terörizm eylemi ve savunuculuğu olarak yaftalamakta herhangi bir sakınca, çekince duymuyor. Sanki babasının kesesinden yaptığı yollara pervasızca dışkı yığarcasına bu milyonlarca kişiyi suçluyor, hedef gösteriyor. Onlara kendi yurtlarının caddelerinde yürüme yasağı getiriyor. Sevgili Zeynep’ten(Altıok) öğrendiğimize göre, kurbanları arasında onun sevgili babası, kardeşim, büyük şair Metin Altıok’un da bulunduğu Sivas katliamı sanıklarının avukatlarından biri olan bu kişi hakkında, Büyük Adalet Yürüyüşünün öncüleri, katılımcıları, binlerce suç duyurusu dilekçesiyle hakaret davası açarak sözlerinin hesabını sormalıdır.


Hemingway ünlü romanı “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” da İspanya İç Savaşı denilen boğazlaşmayı anlatır.

Bu kitabı okurken, her iki tarafın birbirine uyguladığı acımasızlıktan, birbirinin kanına susamışlıktan derin bir acı duymuştum.

Sevgili ülkemiz böyle bir kardeş boğazlaşmasına; hınçların, kinlerin, nefretlerin bilendiği ve sonucunda uzak yakın tarihimizin hiçbir döneminde görülmemiş genişlikte ve acımasızlıkta bir kan dökücülüğüne doğru yol alıyor.

2002’deki “Sivil Darbe” uyarımdan, daha sonra hakkımda ilk hakaret davası açılmasına yol açan “bunlar seçimi kaybetseler de iktidarı bırakmazlar” öngörümden bu günlere, bu konularda kitaplar dolusu yazmış ve öngörüleri ne yazık ki gerçekleşmiş biri olarak, böyle giderse bu kaygımın da ne yazık ki gerçek olacağından kuşku duymuyorum.

Bu ise ülkemizin yok oluşu demektir.


Çözüm bu yönetimden bir an önce kurtulmaktır.

İnanın ki bu siyasal iktidarın ideolojik anlamda destekçileri, gözü kapalı taraftarları, bunca zorlamaya karşın ülke nüfusunun yüzde yirmisine bile ulaşamaz.

İlk ciddi yenilgi sonrasında da dağılacaklardır.

Ellerine geçirmiş oldukları fırsatla laik eğitimi ve laik yaşamı tersine çevirerek Türkiye Cumhuriyetinin aydınlanma değerlerini bütünüyle ortadan kaldırmadaki aceleleri bunun bilincinde olmalarındandır...

Yeter ki Liberal çevreler,bütün inançlara saygılı gerçek dindarlar, yurtseverler, solcular, ülkeyi bu yıkımdan kurtarmak için güçlerimizi birleştirerek ortak demokrasi hedefine doğru.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR